Megadeth – Dystopia

Megadeth_2015-2--900x900
Üç hafta sonra birinci yıldönümünü kutlamaya hazırlanan blogcuğumda uzun süredir albüm kritikleri yapmayı planlıyordum. Ama yoğunluktan dolayı bir türlü fırsat olmuyordu. Sonunda Megadeth‘in bugün çıkan Dystopia albümüyle siftahı yapmaya karar verdim. Sonuçta herhangi bir albüm ile değil de heavy metal fanlığı yolculuğumda bana en çok etkide bulunmuş olan grubun albümü ile başlamak zaten daha anlamlı olacaktı benim için.

Albüm ile ilgili ilk ümit verici haberi Dave Mustaine‘in bir röportajında görmüştüm. Dave, bu albümü hemen öyle çabuk çıkarmak istemediğini, şarkı yazımına biraz daha zaman ayırmak istediğini söylüyordu. Son albümü Super Collider, bir önceki albüm Th1rt3en‘den sadece 1,5 yıl sonra çıkmıştı. Fanların favorisi bir albüm olduğu söylenemezdi. Bu sefer iki albüm arasındaki süre, bir yıl daha uzun oldu.

Sonrasında röportajlarda ümit verici sözler birbiri ardına gelmeye başladı. Dave Mustaine artık Super Collider gibi radyo şarkıları yazmak istemediğini, bu albümle köklere dönüleceğini söylüyordu. David Ellefson uzun süredir çalmadığı kadar hızlı bas partisyonları olduğunu söylüyordu. Hatta Tornado Of Souls, Bad Omen, Black Friday, Holy Wars gibi eski parçalarla kıyaslıyordu. Bu da beklentimizi epey yükseltmişti.

Dystopia çıkmadan önce Fatal Illusion, The Threat Is Real ve Dystopia yayınlandı. Yeni parçalar (şahsi fikrimce özellikle Hangar 18 ruhunu taşıyan Dystopia) bu albümün son iki albümden daha iyi olacağını müjdeliyordu. Megadeth‘e tazelik getiren Kiko Loureiro ve Chris Adler bütün virtüözlüklerini konuşturmuşlar.

Albümün son iki albümden en büyük ve göze çarpan farklarından biri prodüksiyonu. Bu sefer prodüksiyonu az önce yaptığımız chatte söylediğine göre sadece Dave Mustaine yapmış. Başlarda Toby Wright ile anlaşsalar da bu iş yatmış. Co-producer olarak Chris Rakestraw görünüyor. Megadeth iki albümdür Johnny K ile çalışıyordu ve açıkçası Andy Sneap ile çıkan ve çok severek dinlediğim United Abominations ve Endgame‘den sonra bu albümlere çok da bayılmamıştım. Dystopia‘yı Super Collider‘dan hemen sonra dinleyince farkı açıkça görüyorsunuz. Şimdi gitar tonları çok vurucu ve keskin çıkıyor, sololar adeta kulakları yırtıyor.

Beste kalitesi bu albümde bambaşka olmuş. Uzun süredir ilk defa bir Megadeth albümü dinlediğimi hissediyorum. Grubun bu albümde Megadeth‘i Megadeth yapan şeyleri yakalama amaçları olduğu yönünde röportajları vardı ve ben gerçekten de bu albümde Megadeth fanı olmama neden olan riffleri ve melodileri görebiliyorum. Peki bu albüme efsanevi Megadeth albümlerinin tekrarı diyebilir miyiz? Hayır elbette. Nasıl eski albümlere birbirinin tekrarı diyemezsek buna da diyemiyoruz. Bu sefer eskisi gibi güçlü bir albüm yapma endişesi, birbiri ardına sıralanan bir vurucu riff koleksiyonuna ve cayır cayır yanan çılgın sololara neden olmuş. Kimi zaman bu Bullet To The Brain ya da Lying In State‘de olduğu çok iyi bir parçanın ortaya çıkmasına neden oluyor kimi zaman da Death From Within ya da The Emperor‘da olduğu gibi zorlanmış gibi durabiliyor.

Albümde Megadeth yine eski bildiğiniz Megadeth mesajının verilme kaygısı baştan sona hissediliyor. Peace Sells dönemindeki en sert en hızlı albümü yapma kaygısının bir değişik versiyonuna tanık oluyoruz. O yüzden dört bir yandan rifler yardırılıyor, sololar cızırdıyor, davullar patlıyor, her seferinde nooluyoruz diye hopluyoruz. Fanların çoğu bu sonuçtan tatmin olmuş durumda. Ama memnuniyetsizliğini belirten fanlar da yok değil. Her yerde Kiko‘nun soloları, işte bakın yeni gitarist böyle iyi çalıyor mesajı verilmek istenircesine parlıyor. Bu iki elemanın albüme taze hava getirdiği su götürmez bir gerçek. Çok az zamanları olmasına rağmen iyi iş kotarmışlar. Resmen gruba apar topar getirildiler, apar topar stüdyoya sokulup apar topar kayıt yaptırıldılar. Demek ki Dave ve David ile artık birbirlerine iyice alıştıkları bir dönemde yapacakları bir albüm kimbilir nasıl olacak. Yani Kiko resmi eleman, Chris değil ama Dave Mustaine Chris Adler‘i klonlayıp onu da resmen gruba katacak ya onu diyorum.

Bir distopi temasıyla ilerleyen albüm, The Threat Is Real, Dystopia, Post American World gibi parçalarda suya sabuna dokunan sözleriyle dikkat çekiyor. Bir Megadeth fanını Megadeth fanı yapan en önemli etkenlerden biri de cesur ve uyarıcı şarkı sözleri değil midir zaten? Dave Mustaine şarkı sözlerinde hem konu bakımından en dolu hem de edebi nitelik bakımından en ileride insanlardan biri değil midir? Dystopia siyasi sözler açısından en ön planda albümlerden biri olarak göze çarpıyor.

Albümü daha iyi kritike etmek için parça parça anlatmayı uygun görüyorum. Her albüm kritiğimde bunu yapmayacağım ama bu albümde bunu yapmak istiyorum.

The Threat Is Real: Albümün açılış parçası, oryantal bir intro ile başlıyor, sadece Türkiye’de yapılabilecek Orphaned Land esprilerine neden oluyor?! Açılış için güzel seçim, soloları ve melodik yapısıyla albümün en ön plana çıkan ve farklılık gösteren parçalarından biri. Trafiği oturmuş görünüyor, zaten albüm öncesi yayınlanan üç parçadan biri olması ve açılışa konması grubun bu parçaya ne kadar güvendiğini gösteriyor. Albümün dinleyiciyi solo manyağı yapan parçalarından. Farklı oryantal melodilere rağmen sadece Megadeth‘ten çıkabilecek bir parçaymış gibi görünüyor.
Dystopia: Daha ilk notalarını duyar duymaz, “Dave Hangar 18‘in akorlarını mı kullanmış? Bu parçaya benzeyen bir parça mı yapmak istemiş?” diye kendi kendime sorduğum bir parça Dystopia. Başlangıçtaki riffleri, temposu, rifflerin gidişatı, nakarat riffleriyle sanki Hangar 18’in daha yumuşak ve melodik bir kardeşi sanki. İkinci yarısı da hem ritm partisyonları hem de sololarıyla Hangar 18‘in ikinci yarısını biraz hatırlatıyor. Ama ortada bir taklitten söz edemiyorum. İşin doğrusu uzun bir aradan sonra ilk defa dinlemediğim zamanlarda aklıma takılan ve dinlemek istediğim bir Megadeth şarkısı oldu bu. Bana “bu albüm olacak” dedirtti. Albümün bence en güzel parçası.
Fatal Illusion: Albümün dinleyiciye ilk tanıtılan şarkısı olan Fatal Illusion, başlarda bende çok ümit uyandırmamıştı. Yani bazı rifflerini çok beğenmiştim ama vokal melodilerini pek beğenmemiştim. Bütün parça boyunca riffler ne kadar değişirse değişsin, ne kadar daha farklı ve hızlı olursa olsun vokal melodisinin aynı oluşunu pek tuhaf bulmuştum. Albümde favorilerimden olmasa da özellikle son bölümüyle yine de keyifle dinlenecek bir parça olduğunu düşünüyorum.
Death From Within: Yine favorilerimden olmayan bir parça. Birkaç dinleyişten sonra ısınabileceğim bir parça olarak karşıma çıktı. Geri plandaki vurucu riffler bazen vokal altında boğulabiliyor. Parçadaki birçok riff harika ve Megadeth klasikleri olarak göze çarpıyor, daha fazla ön plana konulabilirdi diyorum. 3. dakika civarındaki gitar partisyonlarını ve sondaki Death From Within diye tekrarlanan bölümü ise dinlemeye doyulamaz.
Bullet To The Brain: İlk dinleyişiyle ısındığım ve favorilerim arasına giren parçalardan. Melodik olarak daha karanlık bir yapı çiziyor. Gitarlar başladığında İşte bu! diyoruz. Aranan, özlenen Megadeth bu diyoruz. Oturaklı, düzgün bir parça. Kusursuz.
Post American World: Albümdeki favorilerimden. Özellikle nakarat bölümü çok akılda kalıcı ve parçayı dinlemediğiniz zamanlarda da aklınıza takılıp parçayı dinleme isteği uyandırıyor. Tek bir notasında bile kusur olmayan harika bir eser. Ortada yavaşlayan bölüm parçaya ayrı renk katıyor. Megadeth‘in son 10 yılda yaptığı en iyi parçalardan biri.
Poisonous Shadows: Albümde sadece benim değil birçok fanın favorisi olan bir parça. Girişteki soloyla çarpıyor. Sonra vurucu riffler ve melodik nakaratıyla fanları tam kalbinden vuruyor. Yani vokal bölümündeki sert riffler ile nakarat bölümündeki aşırı melodiklik çok hoş bir kontrast oluşturmuş ve parçayı albümün en farklı ve özgün parçalarından biri haline getirmiş. Hele araya farklı bir iki bölüm de atılsaydı tam dört dörtlük olacaktı. Bu parça anlatılmaz dinlenir. Sondaki piyano bölümünü Kiko‘nun çaldığını da not düşeyim.
Look Who’s Talking: Albümün sadece iTunes için olan versiyonunda bulunan bu şarkı bana 1992 ile 1995 arasında mı bestelendi diye düşündürttü. Nostaljik rüzgârlar estiriyor bence. Başlarda fazla dikkatimi çekmese de sonradan çok sevdiğim bir parça oldu. Soloların ardı ardına tam gaz yardırıldığı parçalardan biri bu. Keşke albümün bütün versiyonlarında olan bir parça olsaydı. Poisonous Shadows ve Conquer Or Die‘in arasına girdiğinde hiç sırıtmıyor aksine bu sıralamada çok doğal görünüyor.
Conquer Or Die: Birkaç gün önce Dave Mustaine bir röportajında Metallica için yazdığı parçalar arasında en çok The Call Of Ktulu‘yu sevdiğini söylemişti. Bu sevginin, bu albüm için The Call Of Ktulu rüzgârları estirecek yeni bir parça yazacak kadar ciddi olduğunu şimdi açıkça görüyorum. Bu enstrümental parça, ana riffiyle Metallica klasiğine fazlasıyla benziyor. Ama ondan farklı olarak birbirinden çılgın ve yakıcı sololarla bezenmiş durumda. Böylece kulağa çok yenilikçi ve hoş geliyor.
Lying In State: Conquer Or Die gibi yavaş ve duygusal bir enstrümentalin ardından gelmek için bundan doğru seçim düşünülemezdi. Tam o parçanın verdiği hislere kapılmış, dalmış giderken, Lying In State, Blackmail The Universe‘ü andıran riffleriyle hızla girdiğinde nooluyoruz be diye yerimizden bir şokla sıçrıyoruz. Çok da iyi bir Dave Mustaine şakası oluyor bu bize. Albümün en sevdiğim parçaları arasında ilk üçte yer alıyor Lying In State. Bir an bile düşmeyen temposuyla gerçek bir thrash metal klasiği.
The Emperor: Albümde favorilerim arasında yer almayan bir parça. Dave Mustaine‘in thrash metal sonrası dönemde yapmayı çok sevdiği türden parçalardan biri. Bazı yerlerinde bir Whose Life havası taşıyor. Ama birçok yerinde Megadeth‘e özgü riffler parçaya aranan sertliği kazandırıyor.
Last Dying Wish: Yine albümün iTunes versiyonuna özel bir parçası ve yine neden her versiyonda olmadığını anlayamadığım bir parça. Bir Megadeth klasiği olan “mikrofonda konuşma” ile açılıyor, yakıcı rifflerle ortalığı dağıtarak ilerliyor. Anlatılmaz dinlenir.
Foreign Policy: Fear adlı punk grubunun coverı, Megadeth yorumuyla hem albümün en güzel parçalarından biri, hem de Megadeth’in tarihindeki en iyi coverlarından biri olmuş. Kapanış için muhteşem bir seçim.
Melt The Ice Away: Bu Budgie coverı albümün Spotify versiyonunda yer alıyor. Foreign Policy‘den sonra ikinci bir cover olarak uyumlu olmuş. Mükemmel bir şekilde yorumlanmış.

Dystopia, uzun bir aradan sonra Megadeth‘in hem kendi özgün sounduna dönüşünü simgeliyor hem de yokluğunda aratan, tekrar tekrar dinleme isteği uyandıran bir albüm niteliği kazanıyor. Son albümlerden hayalkırıklığı duyan birçok fan, bu albümü sevgiyle kucaklayacaktır. Klasikleşmiş albümleri özleyenler elbette sert ve ayrıntılı kıyaslamalar yapacaklardır. Bu albümün klasik statüsüne ulaşıp ulaşamayacağını zaman gösteriyor, belki bazı albümlerdeki sihir de tam olarak bulunmuyor ama Dave Mustaine‘in bestecilik yeteneğinde hiçbir eksilmenin olmadığını göstermesi bakımından Dystopia büyük önem kazanıyor. Tek kelimeyle bomba gibi bir metal klasiği olarak bu albümü görmemem için bir neden yok. Hatta şimdiden yılın albümü de ilan edebilirim.

dystopia_kucuk

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here