Adele’in başarısını doğru okumak lazım

adeleYıllardır müzik dünyasında birçok insanın ağzında aynı sözler. “Albümler satmıyor,” “İnsanlar bedava indiriyor”, “sektör öldü”, “turneler olmasa sanatçıların cebinin beş kuruş göreceği yok.”

Tevekkeli değil (“tevekkeli” de ne güzel laftır!) günümüzde dünyanın en ünlü sanatçıları bile bir albüm çıkardıklarında ilk hafta 100 bin satış rakamına ulaşırlarsa o rakamları öpüp başlarına koymayı hayatta elde edebilecekleri en iyi alternatif olarak görmek zorunda kalıyorlar. Bir zamanlar popüler olan bir sanatçının sadece ABD’de 15 milyon tüm dünyada 30 milyon sattıkları günler, onlara prehistorya çağından kalmış bir masal gibi geliyor. Sanki bir zamanlar Kaf dağının ardında olup bitmiş bunlar, o albümler orada güneş tanrısı tarafından peri kızlarına sunulmuş, bu peri kızları o albümlerdeki şarkıları nota nota Kaf dağı çiçeklerine serpmişler, sonra gökkuşağı çıkmış, “hepinizi sallamaya ve yuvarlamaya geldim,” demiş, peri kızları o gökkuşağının üstüne çıkıp güneş tanrısının şarkılarıyla uça uça danslar etmişler, çiçekler de hemen yeni albüm diye tutturmaya başlamış, herkes ve herşey çok mutluymuş. Sanki. Çok uzaklarda bir zamanlarda.

plak_satis
Albümlerin mağazalardan peynir ekmek gibi alındığı günleri özlemle anan milyonlarca insan sel gibi gözyaşları dökmeye devam ediyorlar

Şimdi ise plak firmalarının bedavacılardan davnlavıtçılardan şikayet edip ağlaştıkları, sanatçıların da doğru düzgün paralar kazanmak için, ayakkabısında fındık kabuğuyla gezen keşişler gibi turne yollarında çile çektikleri bir cehennemin alevleri içinde ciyaklayarak yanıyoruzdur sanki. Kaf dağı diye bir yer hiç olmamış, peri kızları da hiç uçmamıştır. O eski güzel günler bir ilüzyon, alacalı bulacalı bir LSD tribi, toz pembe bir hayaldir sanki.

Derken bir anda sanki sihirli bir değnek değmişçesine bir şeyler oluyor, İngiltere’den bir kızımız çıkıyor, sanki bütün bu felaketler hiç olmamış gibi, sanki insanlar hâlâ sevdikleri şarkıcıların paçoz bir klibini 5 dakika görebilmek için MTV’nin başında tam beş saat bekledikleri ve muşmula suratlı bir dizi çocuğunun üçüncü sayfada çıkan kıytırık bir ‘en sevdiği meyve elma, en sevdiği yemek de pilav üstü kuru fasulyeymiş’ haberi için dergilere 50 lira döktürdükleri 1980li yıllarda yaşıyorlarmış gibi, geçmiş karşımıza ilk albümüyle 7 milyon ikinci albümüyle de 30 milyon satıyor! Daha bir ay önce mi ne çıkan son albümü de hali hazırda ABD’de 5 milyon satış rakamını geçmiş durumda.

adele2_Peki Adele bunu nasıl yapabiliyor? Madonna’sından tutup Castinbiber’ine kadar onca artist bunu yapamıyorken, hatta Beyonce bunu yapabilmek için albümünü kimseye haber vermeden damdan düşer gibi iTunes’a attırıp da ancak o sürprizin gazıyla elle tutulur bir satış rakamına ulaşırken Adele bunu nasıl yapabiliyor?

Yıllardır bir milyon kişiye söyledim, şimdi de buraya yazıyorum: Şarkı herşeydir. İstediğin kadar en iyi modacılar en güzel elbiselerini giydirsin sana, en büyük kuaförler en manyak saçları yapsınlar sana, sesçisi, ışıkçısı en baba tesisat uzmanları inci gibi dizilip en güzel seslerini ışıklarını bassın sana, en usta yönetmenler en “vayamknasıyapmışlarlabunu” kliplerini senin için yazıp çizip kurgulayıp seni bütün galaksiyi kurtarmaya gelen bir mega giga kahraman gibi gösterecek şekilde hazır edip cümle alemin önüne koysun, eğer o cümle alem senin şarkının “boktan” olduğunu düşünürse o şarkıya da klibine de harcadığın bilmemkaç milyon doların gireceği yer cebin olmayacaktır. Albümün satış açısından gümlediğinde ve şarkın değil listelerde üst sıralara tırmanmak bubbling underda iki hafta sürünüp kaybolduğunda, aynaya baktığın zamanlar suratında gördüğün o tanımlanamaz renkten hoşlanmayacaksın ama yok aynaya bakamayacaksındır bile.

Şarkı herşeydir ve dinleyicilerin uzun süredir aradıkları ve kolay kolay bulamadıkları bir şey vardır: Marş olacak, yıllarca söylenecek ve unutulmayacak klasik şarkılar. Bu kadar basit. Berbat saten pembe elbiselerle katılınan düğünlerde son kalan 3-5 kuruş parayla zar zor ayarlayabilinen Seyrantepe’deki Şengül Wedding’in tedarik ettiği yapma beyaz orkideleri 1 TLlik Flormar ojeli ellerde sallaya sallaya car car zar zar söylenecek şarkıların piyasaya sürüldüğünü en son ne zaman gördünüz ve ne zamandır göremiyorsunuz? Evet, liseden beri görmediğiniz ve size platonik aşık sınıf arkadaşınızın 15 sene sonra düzenlenen bilmemkaç yılı mezunları toplantısında 150 kilo olmuş saçlarının yüzde 57’si gitmiş ama hâlâ aynı çekingenlikteki haliyle & salak bir surat ifadesiyle geveleye geveleye sizi dansa kaldırdığı şarkılar. İşte biz bunu kaybetmiştik ve unutmuştuk. Careless Whisper vardı vakti zamanında, Hello vardı, Liberian Girl vardı, dans etmek isteyenler için de La Isla Bonita vardı, Cambodia vardı, Big In Japan vardı, insanlar bu şarkılarla okul çaylarında önünden habire tren geçen ahşap bir evdeki çaydanlıklar gibi sağa sola sallanıyorlar ve buna dans etmek diyorlardı. (Utanmayanlar dönüyordu da.) Ama dinleyicileri otizm krizindeymiş gibi gösterseler de o şarkılarda ruh vardı güzellik vardı. Şimdi dinleyiciler bu şarkıyı beğenmeye, dinlemeye, bununla ormantik danslar yapmaya mecbur edilmektedirler:


Jessie J, Ariana Grande, Nicki Minaj bir araya kümelenmiş, bağırıp çağırıyorlar. Ben bu şarkıda eski şarkıların güzelliğini estetiğini göremiyorum. Danalar gibi böğürmenin anlamlandırılamamış hayvansılığının bir mezbaha katliamı şiirselliğinde sunulmasını falan görüyorum ancak. Ama müzik dünyasına hakim olan şarkıların birçoğu, en iyi ihtimalle böyle. Ondan sonra albümler satmıyor diye ağlaşıyorlar. BU mu satacak Michael Jackson Madonna gibi? Sorun dinleyicideyse beleşçilikteyse davnlavıttaysa Adele nasıl satıyor o kadar albümü?

Şarkı herşeydir. Adele bir çıktı nevırmaaaynd aaaayyy faaayyynnd somvaaan laaayk yuuu dedi insanlar yeniden çay günlerinin lezzeti içinde buldular kendilerini. Albümlerini para verip alarak da buna cevap verdiler.

Tek sebep şarkı da değildir aslında. Müzik dünyası albümlerin eskisi gibi satmadığını görünce, krizi aşabilmek için (herhalde şarkıların gücüne bir özgüvensizlikten de olacak) dikkati sanatçılara başka yollarla da çekme gayreti içine girdiler. Eskisi gibi kliplerde kalça sallamak yetmiyor, bir sonraki şok edici hareketi bulmak için sürekli beyin fırtınaları estirilip kafalar patlatılıyor. Sonuç sürekli azgın, cazgır, yırtık, cırtlak bir popstar tiplemesinin dinleyicinin gözüne sokulup “işte yeni rol modeliniz bu haydi üstünüze copy paste edin” diye sunulmasıdır.

Seks artık satmamaya başlarsa, dinleyiciye sunulan ne olmalıdır sorusuna cevabı daha fazla seks olarak algılayan bir grup sanatçı, ilginç görüntüler sergilemeye devam etmektedir.
“Seks artık satmamaya başlarsa, dinleyiciye sunulan ne olmalıdır?” sorusuna cevabı “daha fazla seks” olarak algılayan bir grup sanatçı, ilginç görüntüler sergilemeye devam etmektedir.

Adele hiç de azgın cazgır cırttır zorttur olmayan bir görüntüyle, az ama öz makyajla, sade kıyafetlerle, gidip başkasıyla evlenen bir eski sevgilinin ardından “ne olacak ben de başkasını bulurum haydi sana mutluluklar,’ diye şarkılar söyleyen üzgün ama gururlu bir genç kız portresi çizince insanlar onu kendilerine daha yakın görerek, “işte bak içimizden biri,” deyip onu star yaptılar. Adele star olunca da, “işte bizim gibi sıradan insanlar da star olabiliyormuş!” diye sevinip onu daha da büyük bir star yaptılar.

Şimdi doğruya doğru, oturup iyice bir düşünüp kendimize soralım. Sahiden hangimiz yollarda parklarda plajlarda kalçamızı sallaya sallaya öpücükler yollayarak geziyoruz? Hangimiz hoşlandığımız biri olduğunda yanına gidip kucağına oturup saçlarından tutarak biraz kalça sürtme dansı yaptıktan sonra onu bir tekmeyle üç kilometre öteye fırlatıyoruz? Hangimiz ofisteyken patron biraz acele etmemizi istediğinde bacaklarımızı masaya atıp bir sigara yakarak “dostum sorunun nedir senin” diyip birden masaya fırlayarak kalçalarımızı sallayarak ciyak ciyak bağıra çağıra dans etmeye başlıyoruz ve masadaki bütün dosyaları patronun suratına fırlattıktan sonra onun üstüne yatıp kulağını yalıyoruz? Peki ya taksiciye paramız çıkışmadığında, “bebeğim param kalmamış ama sana seni daha mutlu edecek bir şey verebilirim” diyip topuklu çizmemizi kafasına dayıyor muyuz?

Adele bizden biri, içimizden biri, konuşması oturup kalkması yürümesi dans etmesi bizim gibi olan normal hatta normalliğin dibine vurmuş, normalliği bayrak edinip göklerde dalgalandırmış, normalliği başına taç benliğine damga yapmış, normalliğin ölümsüz abidesi olmuş birisi. Birçoğumuz havalı değiliz, sokağa çıkmadan önce saçımızı elli saat maşayla kıvırttırmaya ve Guerlain allıklarla badanalattırmaya üşeniyoruz, fit görünmek istiyor ama üzerinde rengarenk baharatlarıyla göz alan nefis bir tabak elma dilim patatese, tepesinde minik minik çileklerin neon ışıkları gibi gözümüzü kamaştırdığı kremalı pastalara, dumanları etrafımızı bizi ziyafete çağıran perilermiş gibi saran pizzalara bir türlü hayır diyemediğimizden her pazartesi başladığımız rejimleri daha salı gününe bağlayacak gece yarısına 5-10 dakika kalmışken bozuveriyoruz. Belki de bu yüzden sevdiğimiz starlara benzemek için kendimizi ölüm oruçlarına atıp ayna karşısında kompleks içinde kızardığımız azap saatleri yaşamak yerine, bize benzeyen insanların star olmalarını istiyoruz ve Adele işte burada devreye giriyor.

Hello klibinde Adele, başka birçok sanatçı gibi yeni flörtleştiği gencin suratına kalçasını şak diye yapıştırıp döndüre döndüre suratla birlikte sallamak yerine kırık bir aşk hikayesini anlatıyor. Hem de siyah Afrikalı bir genç ile. Kaç tane klipte siyah-beyaz aşkını gördük ki? Müzik dünyasında ırklar ekseriyetle hem tarzlarda hem de kliplerde birbirlerinden ayrılagelmiştir. Sinemada da durum böyle değil midir? Siyahlar siyahlarla beyazlar beyazlarla çıkmamakta mıdır? Öyle ki dünyanın battığı 2012 filminde bile filmdeki yegane siyah genç, filmdeki yegane siyah kızla çıkmıştır. (Ama ne? Başkanın kızı!) Holywood’un verdiği mesaj açıktır, “Dünya batsa ve üzerinde sadece 50 kişi kalsa ve bu 50 kişi sağlıklı bir dönemde kimsenin dönüp bakmayacağı kıytırık bir okyanus adasına tıkılsa bile, siyahlar siyahlarla beyazlar beyazlarla çıkar.” Adele’in siyah bir gençle aşkını konu edinmesi bu bağlamda çığır açıcıdır ve insanları kalıpların dışında davranmaya sevketmiştir.

Kısacası müzik dünyasının da diğer pop starların da Adele‘den öğrenecekleri çok şey var. Kimse mırın kırın etmesin şapkasını önüne koyup düşünsün, hele Adele‘in bu kadar çok albüm sattığını gördükten sonra artık albümler satılmıyor piyasa bitti diye ağlamasın, şimdiye kadar nerede hata yapıldı, sorun sadece müziğin bedavaya indirgenmesi mi ve eşşek davnlavıtçılar mı yoksa şarkı kalitesinde de kabahat var mıdır, diğer sanatçıların da Adele kadar ilgi görmesi için ne yapılmalıdır ya da bu kadar ilgi görecek sanatçılar nereden bulunup çıkarılabilir bir düşünsünler. Düşünmeye de başlamışlardır zaten. Haydi hepimize iyi günler.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here